İLLÜZYON SANATININ
TARİHÇESİ
Bilhassa Mezopotamya yöresinde, günümüzden binlerce yıl öncesinde kurulmuş
bulunan o devrin önemli uygarlıkları, Sümer, Elam, Akad gibi toplumların
sihirbazları yazılı tarihe geçecek kadar ün kazanmışlardır.
Sihirbazlık denilince akla ilk gelen uygarlıklardan biri eski Mısır
medeniyetidir. Eski Mısır döneminde sihirbazlık doruk noktasına ulaştı. Bilinen
illüzyon tekniklerini uyguladıkları halde, kendilerinde tabiatüstü kuvvetler varmış
gibi empoze eden ve bunda da başarılı olan eski Mısır sihirbazları, sırlarını
kimseye vermezlerdi. Bunlardan bazıları, güvendikleri gençler yetiştirmiş,
sanatlarını bunlara devretmişlerdir. Çoğu ise sırları ile birlikte ölüp gittiler.
Eski Mısır sihirbazlarının şöhretini asırlar boyunca gündemde tutan olay,
hiç şüphesiz, kutsal kitaplarda anlatılan Hz. Musa ile Firavun’un sihirbazları
arasında cereyan etmiş ünlü mucize hadisesidir. Bilindiği gibi Hz. Musa, Firavun’u
Allah’a inanmaya davet ediyor. Firavun ise Musa’dan Allah’ın gerçekten elçisi
olup olmadığının ispatını istiyor. Hz. Musa o anda elindeki değneği yere
bırakıyor. Değnek yılana dönüşünce Firavun etkileneceği yerde kahkahalarla
gülüyor ve bunun basit bir sihirbazlık olayı olduğunu, mucizeyle alakası
bulunmadığını söylüyor. Çünkü Firavun aynı oyunu, sihirbazlarından defalarca
seyretmiştir. Hz. Musa’yı küçük düşürmek amacıyla sarayında topladığı usta
sihirbazlardan bu numarayı yapmalarını itiyor. Bütün sihirbazlar ellerindeki
değnekleri yere bırakınca hepsi yılana dönüşüyor. Ne var ki Hz. Musa’nın
yılana dönüşmüş olan değneği diğerlerini yutunca, sihirbazlar şaşırıp
kalıyorlar. Zira onların yaptığı, illüzyon tekniği uygulanmış bir oyundu.
İllüzyon tekniklerini iyi bilen ve Musa’nın gösterdiği olayı illüzyonla
gerçekleştirebilmenin imkansızlığını çok iyi takdir eden sihirbazlar, Hz.
Musa’nın gerçekten bir mucize sergilediğini hemen anlıyorlar.
Firavun, illüzyonun yabancısı olduğu için, meydana gelen olay onun
açısından sıradan bir sihirbazlıktır ve tüm sihirbazlar bunu yapabilirler... Bu
sebeple Hz. Musa’nın mucizesine inanmamıştır. Aslında bu olgu günümüzde de devam ediyor. İllüzyon sanatı, birtakım sistemler zinciridir. Teknik bir oyun çok iyi sunulur ve seyredenleri etkilerse ortaya iki netice çıkar: Sunucu, gösterdiği olayın aslında göz yanılmasına dayandığını, sistem üzerinde çalışan, kabiliyeti olan her insanın bunu becerebileceğini açıkça söyler. Yahut da tam aksa yapılır, meydana gelen olayın kendinde var olan birtakım gizli güçlerle gerçekleştiğini empoze eder. Ne yazık ki illüzyon teknikleriyle çalıştıkları halde, kendilerinde doğaüstü kuvvetlerin var olduğunu söyleyenler tarih boyunca hiç eksik olmadılar. Böyle kişiler günümüzde de faaliyetlerini sürdürüyorlar. Bunlar evliya, ermiş ve hatta peygamber olarak tanınıyor, halkı sömürerek refah içinde yaşıyor, hak etmedikleri saygınlıklar kazanıyorlar. Oysa dürüst davranan sanatçı hor ve hakir görülüyor. İllüzyon sanatı, ilk çağlarda
tabiatüstü güçlerle icra edilen bir uğraşı şeklinde tanıtılırdı. İllüzyonu
ciddi bir çehreyle ve bugün bilinen tavrı ile tiyatro sahnesine çıkaran kişi
Fransız Robert Houdin’dir. Aslı Berlin Devlet Müzesi’nde bulunan
bir papirüs, ilk illüzyon gösterisinin gene eski Mısır’da gerçekleştirildiğini
günümüze iletmiştir. Papirüste yazdığına göre, Dedi adında bir illüzyonist,
çeşitli hayvanlar kullanarak firavun Keop’un huzurunda gösteri yapmış. Dedi’nin
gösterisi firavunun o kadar hoşuna gitmiş ki sanatçıya çeşitli ihsanlarda bulunmuş
ve hayatının refah içinde yaşamasını sağlamış. Dedi, tüm Mısır’da illüzyon
gösterileri tertipleyerek meşhur olmuş. Bir baraj projesiyle sular altında
kalan, Mısır’ın Beni Hasan vadisinde bulunan eski bir mezar duvarı resminde Hokka
Oyunu“ yapan bir figür vardır. Hokka oyunu, sihirbazlık oyunlarının
en eskisi, belki de ilki olarak bilinir ve Hindistan’dan kaynaklandığına inanılır.
Bu oyun, üç kupa ve bu kupalara sığabilecek çapta üç topla, masa başında
yapılır. Oyun el çabukluğu prensibi üzerine kurulmuştur. Kupalar ağızları masaya
dönük olarak yan yana dizilir, içlerine toplar konulur. Toplar, sanatçının
ustalığına göre çeşitli varyasyonlarla kupalar arasında gizli olarak adeta seyahat
ederleri Kah tek kupa içinde toplanırlar, kah tüm kupalara yayılırlar. Sonunda ya kaybolurular yahut da olduklarından
fazla büyürler. Ortaçağ Avrupasının tüm
panayırlarında hokka oyunu sunan sanatkarlar eksik değildi. Hokka oyunu, ülkemizde de
bilinen eski oyunlardan biridir. Fizik ve kimya gibi bilimler illüzyon
alanında yani gelişmelere yol açtı. Panayır sanatçıları hokka oyunu yanında bazı
değişik oyunlar da sunmaya başladılar. Gene de bunların el çabukluğu becerisine
dayandığını söylemek gerekir. Ortaçağ sanatçıları arasında, kendi
geliştirdiği prensiplerle panayır sanatçılarından ayrılan ve Kral Arthur’un
desteğini görmüş en ünlü kişi, İngiliz sihirbazı Merlin’dir. Adı efsanelere
karışmış olmakla birlikte illüzyon tarihinin gerçek illüzyonistlerinden biridir. Ortaçağın sonlarında bazı mekanik
prensipler illüzyon sanatına hakimiyet sağlamaya başladı. İllüzyon sanatı
alışılmış kalıpların dışında bir gelişim kazandı. Çünkü o dönemlere kadar
sanatçılar açık havada çalışan ve
çoğunlunun, arkasını sahne olarak kullandıkları arabalarla diyar diyar
dolaştıkları bir görünüm içindeydi. Teknikler geliştikçe illüzyonistler
atılım yapmak gereğini duydular. Çünkü gösteriler halkın alıştığı
kalıpların dışına taşmağa başlamış ve ilgi çekici bir duruma gelmişti. 17. yy’da illüzyon Çin’de en
sevilen gösteri sanatlarından biri durumuna gelmişti. Çinli bir illüzyonist Pu
Chu-Ling uzun yıllar gösteriler yaparak ünlü oldu ve meslek hayatının sonlarında
“Hayaller Kitabı” adıyla bir kitap yayınladı. Burada hem meslek hayatını
anlatıyor ve hem de bazı oyunları hakkında bilgi veriyordu. Kitabın en ilgi çekici
bölümü, “Hintli Fakirlerinin İp Oyunu” idi. Pu Chu-Ling bu oyunu devamlı olarak
sunmuş ve büyük ilgi görmüştü. Çinli illüzyonistin bu kitabı batıya
ulaşınca, batılı sanatçılar tarafından büyük bir ilgi ve biraz da hayretle
karşılandı. Batı dünyasına uzak kalan Çin gibi bir ülkede böyle ciddi
çalışmalar yapılıyor olması, Avrupa ve Amerikalı illüzyonistlerin harekete
geçmesini sağladı. Heller adlı Amerikalı bir illüzyonist
Hindistan ve Mısır gibi, illüzyon mesleğinin kaynaklandığına inanılan ülkelere
seyahatler yaptı. Amacı, kutsal kitaplarda anlatılan Hz. Musa’nın yılan olan
değnek ve Hint ip oyunu numaralarının aslını araştırmaktı. Çünkü bu oyunlar
batıda gerçek doğaüstü güçlerle yapıldığına inanılan olaylardı. Tabiat üstü
kuvvet diye bir kavramın bulunmadığı Heller’in gayretleriyle ilk ispatını
duyurmuş oldu. 1840’larda Fransız Robert Houdin
adında bir genç illüzyon sanatına yepyeni bir ruh getirdi. Onun gayesi, tiyatro
sahnesinde alışılmışın dışında yepyeni bir sanat sunmaktı. Halk, şimdiye kadar gördüğü
sanatçılardan daha enteresan bulduğu bu sanatçıyı çok tuttu. Houdin, illüzyon
sanatını, getirdiği yeniliklerle seçkin denilen halk kesimine kabul ettirdi. Fransız
kralı Louis Philippe 1845 yılında izlediği Houdin’in gösterisi sonunda ona madalya
vererek ödüllendirdi. Bu olay büyük yankılar yaptı. Netice itibariyle illüzyon
sanatında yapmış olduğu büyük atılım, Robert Houdin’i modern illüzyonun babası
ünvanına kavuşturdu. Dünyaca ünlü illüzyonistlerin
başında gelen diğer bir sanatçı Houdini’dir. 1874 yılında Macaristan’da doğan
Houdini, küçük yaşlarda ailesiyle Amerika’ya göç etti. İllüzyon sanatına ilgi
duyan Houdini, adını, Robert Houdin’den esinlenerek değiştirmiş ve Harry Houdini
olarak tanıtmıştır. Bilinenlerin tam tersine Houdin ve Houdini iki ayrı
illüzyonistir. Houdini takdim ettiği akıl almaz
hünerlerle halkın nazarında efsaneleşirken illüzyonist olduğunu her fırsatta
söylemiş, kendisinde doğaüstü güçlerin bulunmadığını daima açıklamıştır.
Aynı zamanda, illüzyon tekniklerini kullanarak kendilerinde üstün güçler
bulunduğunu iddia edenlerin mesleklerini düşürmek için mücadele etmiştir. 31 Ekim 1926 tarihinde, müthiş bir
apandisit krizine rağmen sahneye çıkmış, programını başarı ile tamamladıktan
sonra bitkin bir durumda hastaneye kaldırılmıştır. Ne yazık ki
kurtarılamamıştır. Aynı dönemler içinde ABD’li Harry
Kelar (1849-1922), İtalyan Beneval (1865-1939), ABD’li Haward Thursttan (1869-1936),
Harace Goldin (1873-1939), Max Malini, İngiltere’den P.T.Selbit, Hollandalı Dante,
Alman Kalenag (1903-1963), Hint Sorcar(1913-1971), ABD’li Lee Grabel, Hollandalı Fred
Kaps, ABD’li Daug Henning (1947-2000) illüzyonun dünyada atılan sağlam temelleri
üstünde pek çok başarıya imza atmışlardır.Zigfried & Royl’un büyük
hayvanlarla yaptığı şovlar illüzyonun farklı bir kulvarını işaret etmektedir. Günümüzde David Copperfield bilimin ve
tekniğin sunduğu tüm imkanlardan maddi boyutunu hiç düşünmeden faydalanarak büyük
prodüksiyonlara imza atmaktadır ancak çok kuvvetli bir ekip çalışmasına sahip
olduğu da bir gerçektir. Lance Burton belki David Copperfield kadar geniş projelerle
gündeme gelmese de o da hatırı sayılır bir üne ve kimliğe sahiptir. İllüzyon
camiasının iyi bir temsilcisidir. |
| . |
Ana Sayfaya Dön |